« Önceki |

17/10/2008

PROSTAT KANSERİ NEDİR?


Prostat, mesanenin altında, rektumun önünde, ceviz büyüklüğünde, erkek üreme sisteminin bir parçası olan, ejakülasyon (boşalma) esnasında spermi taşıyan semen için sıvı üreten bir salgı bezidir. Mesaneden idrarı boşaltan üretra kanalı da prostatın içinden geçer. Dolayısıyla prostat rahatsızlıkları ve kanserinin en belirgin özelliği prostatın üretrayı sıkıştırarak idrar akışını yavaşlatması, bazen de tamamen durdurmasıdır. Genellikle 50 yaş üzerinde görülür. Erkeklere özgü bir rahatsızlık olan prostat kanseri, sinsi bir hastalık olduğundan, prostat büyümesi söz konusu değilse, kansere ait hiç bir bulgu son evrelere kadar görülmeyebilir.

Dünyada en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Belli bölge ve ırklarda değişik oranlarda görülmesi, genetik yatkınlık ve beslenme alışkanlıklarının önemli bir rolü olduğunu ortaya koymuştur. Soya ürünlerinin bol tüketildiği uzakdoğu ülkelerinde daha az görülen bu kanser türü, yüksek yağ içerikli beslenen toplumlarda daha sık görülmektedir (Örneğin A.B.D.'de, 7 erkekten birinde bu kansere rastlanmaktadır) Ayrıca likofen (domateste bulunan antioksidan bir madde), yeşil çay, selenyum ve E vitamini tüketimi hastalıktan koruyucu olabilmektedir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?
Ereken dönemde hiç bir yakınmaya neden olmazken, ileri safhalarda idrar yapma zorlukları, idrarda kan görülmesi, prostatın büyümesine bağlı zorluklar, karnın alt kısımlarında bel ve kemiklerde ağrılar, penisin sertleşmemesi, bacaklarda şişlik gibi belirtiler görülebilir fakat aynı sorunlar farklı hastalıklarda da görülebileceği gibi (idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları, prostatit) yakınmaların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.


PROSTAT KANSERİNDE TANI:
PSA ismi verilen kan tetkikinin (kanda prostat-spesifik antijen düzeyine bakılması) yaygın kullanımı ile birlikte erken tanı yaygınlaşmakta, hastalık yayılmadan önce teşhis edilebilmektedir. PSA kan testinin sonuçları milimetrede nanogram (ng/ml) olarak verilir. 4ng/ml'nin altındaki değerler normal kabul edilir. 4-10ng/ml arasındaki değerler sınır, 10ng/ml üzeri ise yüksek kabul edilir. PSA testi sonucu ne kadar yüksek çıkarsa, prostat kanseri riski o kadar yüksek demektir. Bu test kanserin varlığı hakkında kesin sonuç vermeyebilir çünkü prostat iltihabı ve benign prostat hiperplazisi (prostatın iyi huylu büyümesi) de PSA seviyelerini yükseltir. Rektal tuşe, yani makattan elle kontrol de mutlaka yapılmaıldır. Bu muayene sonrası doktorunuz prostatta anormallikler görüyorsa PSA testleri normal dahi olsa prostattan kesin tanı için parça alınarak (biyopsi) patolog tarafından incelenip kesin tanı konması önerilir.

PSA test sonuçlarını şu özel durumlar etkileyebilirler:
* Makattan muayene sonrası PSA düzeyi artabileceği için PSA tetkiki önce yapılmalıdır.
* Ejakülasyon (cinsel boşalma) da PSA değerlerini yükseltir bu yüzden test, 2 günlük cinsel perhiz sonrası yapılmalıdır.
* Bazı ilaçlar ve bitkiler PSA düzeyini düşürebilirler. Bu yüzden bu konuda hekiminiz bilgilendirilmelidir.

Genel olarak prostat kanseri, PSA test, parmakla rektal muayene, transrektal ultrason ve prostat biyopsisi gibi yöntemlerle tanısı konulabilen bir hastalık olup, transrektal ultrasonla parmakla tespit edilemeyen çok küçük ve ulaşılmayan bölgelerdeki tümörler de tespit edilebilir.

PROSTAT KANSERİNİN KLASİFİKASYONU:

Prostat kanseri için 2 tip değerlendirme kullanılır: Skorlama ve evreleri.

Skorlama: kanser hücrelerinin normal hücrelerle kıyaslandığında ne kadar farklı göründüğünü ortaya koyar. Tümör hücrelerinin ne kadar agresif olduğunun göstergesidir. Genellikle 2-10 arasında derecelendirilen Gleason skoru kullanılmaktadır.

Evreleri ise kanserin büyüklüğü ve lokasyonu ile ilgilidir. TNM (Tümör-Nodül-Metastaz) evrelerinde N değeri etkilenmiş limp nodüllerini (0-3 arası) M değeri ise tümörün uzak bir metastazının mevcudiyetini (0-1 arası) gösterir.

PROSTAT KANSERİNİN KLASİK YÖNTEMLERLE BAŞLICA TEDAVİ ALTERNATİFLERİ:
Cerrahi Tedavi: Radikal prostatektomide prostat bezi tamamen alınır. Tümör bezin dışına yayılmamışsa bu uygulama başka tedaviye gerek bırakmayabilir fakat: İdrar kaçIrma, ereksİyon eksİklİğİ gibi istenmeyen yan etkileri vardır. Ayrıca cerrahİ ve amelİyata bağlI rİsklerİ de mevcuttur.

Radyasyon tedavisi: Ameliyatın alternatifi olan bu tedavide kanser hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili radyasyon kullanılır. Tümörün prostat bezi boyunca yayıldığı ancak hala komşu dokularla sınırlı olduğu durumlarda yarar sağlar. Kanamalı ya da kanamasız ishal, idrar yaparken rahatsızlık hissi ve empotans (iktidarsızlık) görülür.

Hormon Tedavisi: Erkek cinsiyet hormonlarının baskılanması yolu ile kanser hücrelerinin yok edilmesidir. Kanserin büyümesini yavaşlatır ancak tam tedavi sağlamaz. Kanser prostat bezinin dışına yayılana kadar uygulanmaz. Cinsel istek kaybı ve ereksiyon yokluğuna sebep olur.

Kemoterapi: Kanser prostat bezinin dışına yayıldığında, hormon tedavisi ve diğer tedaviler başarısız olduğunda uygulanır. Kemoterapinin bilinen tüm yan etkileri ve olumsuzlukları söz konusudur.

HASTALIĞIN VE TEDAVİNİN GENEL YORUMU:

Prostat kanserleri yavaş büyürler. Prostatın dışına taşmamış kanserlerde tedavi verilsin verilmesin, sağkalım en az 5 yıldır. Bu yüzden klasik tedavilerle hastaların yaşam sürelerinin uzayıp uzamadığı konusu halen belirsizdir.

Prostat kanserinde tedavinin amacı yaşamı kısmen uzatmaktır. Erken evredeki prostat kanseri ameliyat ile çıkartılarak hastalığın ortadan kaldırılmasını amaçlar. İlerlemiş olanlarda ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi veya bir süre engellenmesine yöneliktir. Bu yüzden prostat kanserinin tam olarak tedavisi ilerleyen evrelerde mümkün değildir. Bilinçli ve bilgili olmak erken tanıyı, erken tanı da hayatınızın kurtulmasını sağlayabilir.

Kanserin aşaması ve yaygınlığı, hastanın yaşı, farklı tıbbi sorunlarının bulunması, tedavinin istenmeyen etkileri gibi faktörler, her kanserde olduğu gibi önemli etmenlerdir.

Alıntıdır.

1/6/2008

GENÇLİKTE YAPILAN EGZERSİZ MEME KANSERİNDEN KORUYOR

ABD de yapılan büyük çaplı bir araştırmada, 12 yaş civarında başlayarak gençlikte yapılan egzersizin kızları büyüdüklerinde meme kanserine karşı koruyabileceği ortaya kondu.

Uzun süredir orta yaşlardaki kadınlara menopoz sonrası meme kanseri olma riskini azaltmak için fiziksel olarak aktif olmaları önerilirken, yeni araştırmada düzenli egzersize çok erken başlanmasının da işe yaradığı görüldü.

Washington Üniversitesi Tıp Fakültesinden Dr. Graham Colditz başkanlığında 24-42 yaşları arasında yaklaşık 65 bin hemşireyle yapılan büyük çaplı sağlık araştırmasında, bu kişilere 12 yaşlarından itibaren yaptıkları fiziksel faaliyetleriyle ilgili sorular soruldu. Araştırmanın verilerinin kaydedildiği 6 yıllık sürede hemşirelerden 550 sine menopoz döneminden önce meme kanseri teşhisi kondu. Meme kanseri vakalarının dörtte biri bu yaşlarda görülüyor.

Ulusal Kanser Enstitüsü dergisinde bugün yayımlanan araştırmada, ergenlikten başlayarak fiziksel olarak aktif olan kadınların menopoz öncesi meme kanserine yakalanma olasılığının, hareketsiz yaşayanlara göre yüzde 23 daha az olduğu görüldü.

Çalışmada, ağır olmayan düzenli egzersizin en fazla etkisinin 12 den 22 ye kadar olan dönemde görüldüğü belirtildi.

23/5/2008

Böbrek kanserleri

Erken saptanabilen böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksek. Bu nedenle hastalığın belirtileri ile ilgili bilgi sahibi olmak büyük önem taşıyor.Böbreklerden köken alan birçok kanser tipi bulunur. Ancak erişkinlerde en sık görülen tür olan ‘böbrek hücreli kanser’ tipi temel alınarak bilgi vereceğiz. Bu kanser tipi böbreğin kanı filtre eden ve idrarı oluşturan dokularından kaynaklanmaktadır

BELİRTİLERİ NELER?
Böbrek kanserleri erken dönemlerinde sıklıkla herhangi bir belirti veya şikayet oluşturmaz. Böbrek kanserinin büyümesi ile birlikte bazı belirtiler ortaya çıkabilir.Bunlar;
* İdrarda kan varlığı, gözle görülebilen kanama veya sadece idrar tahlilinde görülebilen mikroskobik kanama şeklinde olabilir.
* Böbrek bölgesinde muayenede ele gelen kitle
* İştahsızlık
* Kilo kaybı
* Tekrarlayan ateş
* Devamlı olabilen yan ağrısı
* Genel halsizlik ve kendini kötü hissetme

Tansiyon yükselmesi, kan değerlerinde normalin altına inme (kansızlık) de böbrek kanserlerinde görülebilir.

Yukarda bahsedilen belirtiler böbrek kanseri dışındaki hastalıklarda da gözlenebilir. Bu belirtileri olan kişiler doğru teşhis ve tedavi için en kısa zamanda bir üroloji uzmanına başvurmalıdır.

Ancak unutulmamalıdır ki erken dönem böbrek kanserlerinde hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle doktora başvurmak için yukarda bahsi geçen belirtilerin ortaya çıkması beklenmemelidir. Zira erken dönemde yakalanan böbrek kanserlerinin tedavi başarısı ve buna paralel olarak da tedavi sonrası yaşam süresi çok daha yüz güldürücü olur.

TANI NASIL KONULMAKTADIR ?
Doktorunuz ile görüşmenizde genel sağlık durumunuz hakkında sorular sorulacak, takiben fizik inceleme yapılacaktır. Ardından, genel sağlık durumunuzu değerlendirmek amacıyla sizden kan ve idrar örnekleri alınacaktır. Böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi amacıyla da çeşitli radyolojik tetkiklerden faydalanılmaktadır. Bunlar arasında ultrasonografi, İVP, bilgisayarlı tomografi, MRI vb. tetkikler yer alır.

Bir kez böbrek kanseri ön tanısı konulduktan sonra hastalığın yayılım derecesini anlamak amacıyla doktorunuz ek tetkikler isteyebilir.

BÖBREK KANSERLERİNDE TEDAVİ
Böbrek kanserlerinde birinci basamak tedavi cerrahi yöntemle mevcut kanserli dokunun tamamen çıkarılmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki cerrahi ile tam tedavinin sağlanabilmesinde kanserin derecesi ve evresi çok önemlidir. Erken saptanabilen
böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksektir.

Ameliyattan sonra hastalığın derecesine göre gerekirse immünoterapi denilen ek bir tedavi yöntemine başvurulabilir.

Kemik tutulumu olan hastalarda bölgesel ışın tedavisinden de (Radyoterapi) aydalanılır.

Kemoterapi ise sadece çocukluk çağında görülebilen Wilm’s tümöründe kullanılır, erişkinlerde görülen böbrek hücreli kanserlerde pek etkili olmaz.

Akılda tutulması gereken önemli bir nokta da böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi sonrası uzun yıllar boyunca düzenli takiplerin hastalığın kontrolü açısından önemli olduğudur.

Ayrıca, hastalığın ortaya çıkışındaki en önemli risk faktörlerinden birisi olan sigara içme alışkanlığının da mutlaka terk edilmesi gerekliliği de unutulmamalıdır!